Aşkın ve İhanetin Efsanesi: Yılanların Şahı Şahmaran

Anadolu toprakları, efsanelerle, dilden dile anlatılan hikayelerle, binlerce yıllık meselelerle doludur. Anadolu topraklarının önemli söylencelerden biri de Şahmaran Efsanesidir. Şahmaran Efsanesi'ne kaynak olarak Hititler dönemine ait 'İlluyanka Efsanesi' gösterilir. İlluyanka, Hitit mitolojisinde yılansı bir ejderha olup fırtına tanrısı Teşup ile olan mücadelesi anlatılır. İlluyanka'ya dair efsane Babillilerin Yaratılış Destanı'ndaki ejderha Tiamat'ın öldürülüşü hikayesi ile de bağlantılı olabilir.

Aşkın ve İhanetin Efsanesi: Yılanların Şahı Şahmaran

Hitit kült ve ritüelleri ile bağlantılı olan İlluyanka Efsanesi, Anadolu’da ilkbaharın / Purulli müjdeleyicisi olarak tapınaklarda Geç Hitit Dönemi’ne kadar okunduğu bilinen Hatti (Anadolu) kökenli mitlerin en önemlilerinden biridir.
Hitit edebi metninin yazıya aktarıldığı tabletler günümüzde Çorum'daki Boğazkale'de yapılan kazılar sırasında gün yüzüne çıkmıştır.

Hititlere dair birçok folklorik ipuçlarının yer aldığı efsanenin iki ayrı versiyonu vardır. Efsanenin ilk versiyonu şöyledir:

“Fırtına Tanrısı ve İlluyanka dövüşürler ve İlluyanka galip gelir. Bunun üzerine Fırtına Tanrısı tüm tanrıları yardıma çağırır. Sadece İnara bu çağrıya uyar ve her şeyin büyük oranda hazırlandığı bir festival tertipleyerek Ziggara kentine gider. Bu kentte, Hupaşiya adlı bir insanla karşılaşır ve İlluyanka’nın bulunduğu deliğe gelip, bir festival kutlaması yapılacağını bildirerek onu davet eder. İlluyanka festivale katılmak için çoluk çocuğuyla deliğinden çıkar ve sarhoş olana dek içer. Sarhoş olan İlluyanka’yı Hupaşiya bir urganla bağlar ve Fırtına Tanrısı gelip İlluyanka’yı öldürür.”

“Sonra İnara Tarukka kentinde kaya üzerinde bir ev inşa eder. Hupaşiya’yı bu eve hapsederek, onun pencereden dışarıya bakmasını yasaklar. Ancak yirmi gün sonra pencereden dışarı bakan Hupaşiya karısı ve çocuklarını görür ve ağlayarak çoluk çocuğunun yanına dönmek istediğini belirtir.”

Bu efsanenin ikinci versiyonunda bahsi geçen 'başlık parası '(kuşata) deyimi, Hitit dünyasında görülen ve Anadolu kültürü olarak devam etmiş bir geleneğin devamını yansıtması açısından önem arz eder.

Şahmaran adı, Farsça yılanların şahı anlamına gelen "şah-ı maran"dan gelse de, Şahmaran tüm efsanelerinde dişi bir varlık olarak karşımıza çıkar. İran mitolojisinde de görülen Şahmaran, rasyonalist ve iyicil kimliğiyle bilinir. Belinden aşağısı yılan, üstü insan şeklindeki 'Maran' adı verilen, doğaüstü yaratıkların başında bulunan Şahmaran, hiç yaşlanmaz ve ölünce ruhunun kızına geçtiğine inanılır. Şahmaran'ın Akdeniz bölgesinin Tarsus ilçesinde yaşadığına inanılır. Mersin ilimize bağlı bir ilçe olan Tarsus,10.000 yıldan eski olan tarihiyle sayısız uygarlığa ev sahipliği yapmış , Kilikya medeniyetinin de başkenti olmuştur. Bu efsaneyi Tarsus’ta bilmeyen, duymayan yoktur ve değişik ağızlar, değişik biçimlerde anlatır. Şahmaran efsanesi, Mardin ve çevresinde de yaygındır. Bu yörede Şahmeran ustaları tarafından yapılan tablolar evlerin duvarlarını süslemektedir. Halk arasındaki yaygın inanışa göre, Şahmaran, bulunduğu yerde kendisine dokunulmadığı sürece bereket ve huzur getirir ve yeraltı ülkesinde yılanlarıyla birlikte yaşar. Efsanelerde Şahmaran'la tanışan ilk insan olarak Camşab adı ön plana çıkar ama başka isimler de rivayet edilmiştir. Efsanenin anlatılışı yöresel farklılıklar gösterse de sonu hep aynıdır.

Bu güzel Anadolu efsanesini bilinen şekliyle aktaralım:

Çok evvel zamanlarda, Anadolu'nun güneyindeki bereketli topraklarda küçük bir köyde Camsab adlı bir delikanlı yaşardı. Camsab, eli yüzü düzgün,yakışıklı ve güçlü bir yapıya sahipti. Babasından devraldığı meslek olan odunculukla ekmeğini kazanır ve yaşlı babası ile anasından oluşan ailesinin geçimini sağlardı.
Bir gün Camsab ve üç arkadaş dağa odun kesmeye giderler. Gezinirken içinde bal olan bir kuyu keşfederler ve içlerinde en güçlü ve cesur olan Camsab'ı aşağı sarkıtırlar. Bal o zamanlarda yörede çok kıymetlidir; aşağıya sarkıttıkları kovayla Camsab balı yukarı taşır. Camsab son kovayı da gönderdikten sonra arkadaşlarına seslenir ama ne halat geri gelmiştir ne de seslenişine bir cevap. İnsanoğlu hilekar ve nankördür.

Camsap 'dostum' diye bildiği dediği arkadaşları tarafından aldatılır, ihanete uğrar. Arkadaşları balı kendi aralarında paylaşırlar ve Camsab’ı kuyuda bırakıp giderler.Tüm ümitlerin tükendiği sırada Camsab, hemen yan tarafında iğne ucu kadar bir delikten ışık sızdığını görür. Çakısıyla deliği kazıyarak genişletmeye çalışır, o kazdıkça da delik genişler ve en nihayetinde sürünerek geçebileceği kadar büyütür deliği. Karşısına birden bir dehliz çıkar ve bu dehliz onu yeraltındaki yılanlar ülkesine götürür. Burası şırıl şırıl sular akan çok güzel bir yerdir ve karşısında dünya üzerindeki tüm güzellikleri gölgede bırakan yarı insan yarı yılan kraliçe Şahmaran durmaktadır. Etrafında ise ona hizmet etmekle görevli yüzlerce yılan vardır. Kendini rüyada zanneden Camsab, kraliçenin tatlı sesiyle gerçekliğin içinde olduğunu farkeder. Gözlerini kraliçeden alamayan Camsab, tahtın yanına geçip Şahmaran'ın kıvrılmış kuyruğunun ucuna oturur.

Bir rivayete göre Şahmaran ona aşık olur. Şahmaran bin yıldır yaşadığı, gördüğü ve öğrendiği ne varsa anlatır Camsab'a Maran diyarında. Şahmaran ona hastalıkların tedavisi ve şifalı otlar hakkında bütün bildiklerini öğretir. Şahmeran, gitmemesi için ne kadar çok yalvardıysa da bir gün Camşab, yer yüzüne dönmek istediğini söyler. Şahmaran sonunda onun ısrarına kayıtsız kalamaz ama kimselere de kendinden bahsetmemesi ve asla hamama girmemesi konusunda sıkı sıkı tembih eder. Çünkü Şahmaran’la karşılaşan her kim olursa hamama gittiğinde vücudu pullarla kaplanırmış. Aradan yıllar geçer. Şahmaran’a söz verip ailesine kavuşan Camşab uzun yıllar verdiği sözde durarak Şahmaran’ın yerini kimseye söylemez ve hiç hamama gitmez.

Bir gün yaşadığı ülkenin kralı amansız bir hastalığa yakalanır. Hiçbir hekim ve efsuncu çare olamaz bu derde. Derken bu amansız hastalığın tedavisinin Şahmaran eti yemesiyle geçeceği söylentisi ülkeye yayılır. Bir şekilde Cemşab'ın Şahmaran’ın yerini bildiği duyulur. Ülkede yaşayan kim varsatoplu halde hamamlara sokulur. Camsab, kaçmaya çalıştıysa da başaramaz ve o da yakalanıp hamama sokulur. Tabii Camsab’ın vücudu hamama girince pullarla kaplanır. Vezir, Şahmaran'ın yerini söylemesi karşılığında ona altın ve mücevher vaadinde bulunur. Hemen kuyunun başına gidilir ve Şahmaran dışarı çıkarılır. Camsab’ı gören Şahmaran ‘İşte Camsab nihayet kanıma girdin. Ben insanoğluna itimat edilmeyeceğini biliyordum. Fakat ne çare ki yine aldandım’ der. Ölüme giderken de Camsab’a ‘Beni toprak çanakta kaynatıp ilk suyumu sana içirecekler sakın içme zehirlidir. İkinci suyumu iç gövdemi de hükümdara yedir’ der. Şahmaran’ın söylediklerini aynen yerine getiren Camsab ilk suyu vezire içirip ikincisini kendisi içer. Etini de hükümdara yedirir. Vezir ölür, kral da kısa sürede iyileşip Camsab’ı veziri yapar. Bir rivayete göre Tarsus'ta, 'Şahmaran Hamamı' denilen hamamın içinde öldürülür ancak Şahmaran’ın öldürüldüğünü yılanlar bilmemektedir. Efsaneye göre, Şahmeran'ın öldürüldüğünü bilmeyen yılanların bunu öğrendiğinde Tarsus'u istila edeceği rivayet edilir.

Şahmaran’ın sevgisine bir şekilde ihanet etmiş olan Camsab da ünlü bir hekim olarak dertlere deva olmaya devam eder.

Şahmaran Efsanesi, Anadolu’da yaygın olarak bilinen, sevilen, hatta evlere uğur ve bereket getirmesi umuduyla resimleri asılan kültürel bir unsurumuzdur. Anadolu'nun binlerce yıllık zengin kültüründen izler taşıyan Şahmaran efsanesi, Anadolu insanının evlerinin duvarlarını resimleriyle süslediği, hatta çeyiz olarak işlemelerinde kullandığı bir motif olarak yaşatılmaktadır.

Bu yazıya tepkin ne oldu ?

like
3
dislike
0
love
2
funny
0
angry
0
sad
1
wow
2