Batılı Anlamdaki İlk Tiyatromuz: ŞAİR EVLENMESİ

19.yy.a kadar bizlerde elbet tiyatro kültürü vardı. Karagöz, Orta Oyunu ve Meddah gibi. Fakat Tanzimat ile birlikte romanın örnek alınmasıyla tiyatro kolunda da birtakım denemelerin ve yeniliklerin önü açıldı. Bununla birlikte Şinasi'nin yazmış olduğu Şair Evlenmesi önemli bir yer teşkil etti.

Batılı Anlamdaki İlk Tiyatromuz: ŞAİR EVLENMESİ

Şair Evlenmesi'nden Önce

Batılı anlamda ilk tiyatro olarak bir çoğumuz tarafından Şair Evlenmesi biliniyor. Fakat  ondan önce Abdülhak Hamit Tarhan'ın babası Hayrullah Efendi'nin yazdığı Hikaye-i İbrahim Paşa be İbrahim-i Gülşeni vardır. Yazmıştır ancak o dönemde yayımlanmadığı için ilk eserimiz sayamıyoruz. Şimdi ise o tiyatro metni nelerden bahsediyor ufakça bir değinelim.

Hikaye-i İbrahim Paşa Bey İbrahim Gülşeni

İbrahim-i Gülşeni adlı dört perdelik bir dram olan bu piyes, Hayrullah Efendi tıp öğrencisi bulunduğu günlerde ve ders notlarını tuttuğu bir deftere yazmıştır.(1844) Bu piyesi oğlu Abdülhak Hamit Tarhan bulmuştur. Peki geleneksek Türk tiyatrosunun izlerinin görüldüğü bu eserin konusu nedir?
Kanuni'nin Bağdat seferi sırasında Ordu Defterdarı İskender Çelebi'yi haksız yere idam ettirdiği ve saltanat hırsına kapıldığı için Kanuni tarafından 1536'da idam edilen Sadrazam İbrahim Paşa ile aynı devirde Mısır'da ün salmış mutasavvıf İbrahim Gülşeni ve Mısır valisinin oğlu İbrahim Paşa'lar birbirine karıştırılarak Osmanlı İmparatorluğu için asıl tehlikenin son söylenen şahsiyetten geleceği söylenmek istenmiştir. Piyeste, tarihi atmosferi tamamlamak için özellikle dil ve uslübun 16.yy.a uygun olması dikkat çekicidir. Ancak bu eseri müellif tarafından batılı anlamdaki ilk tiyatro olarak sayamıyoruz.

Şair Evlenmesi
Şinasi'nin 1860'da Tercüman-ı Ahval'de tefrika ettikten sonra kitaplaştırdığı Şair Evlenmesi batılı anlamdaki türk tiyatrosunun ilk örneğidir. "Bir Perdelik Komedi" denilen Şair Evlenmesi,  ilk önce iki perde olarak yazılmış, Tercüman-ı Ahval'de 1860 yılında tefrika olarak yayımlanmıştır. Hicri 1277(1860) tarihli basılı metinde Şinasi'nin şöyle bir hatırlatması yer alıyor: "Bu oyun iki fasıl olarak 1275 tarihinde tiyatro için tertip olunmuştu. Sonradan birinci faslınınn kaldırılması lazım geldi." Nottan da anlaşılacağı üzere dönemin siyasal ve toplumsal değerlerince uygun bulunmadığı için yayımlanmamıştır.

 Bir töre komedisi özelliği taşıyan "Şair Evlenmesi" görücü usulü evliliğin sakıncalarını anlatan tek perdelik bir oyundur. Oyunun ana fikrini, Hikmet Efendi'nin: "Sen ve ıyalin birbirinizi her cihetle tanıdığınız halde, evlenirken ne belalara uğradın, bakındık. Ya birbirlerinin ahvalini bilmeyerek ev bark olanların hali nasıl olur?" bu sözleri de güzelce ifade eder.
 

Oyun, yanlış anlamalara dayanan bir komedi üzerine kurulmuştur. Karagöz ve Orta Oyunu'ndaki baş komiklerin birbirlerini yanlış anlamalarından oluşan oyunlar  Şair Evlenmesi'nde de devam etmiştir. Bunun da altında batılı anlamdaki ilk tiyatro olma özelliği yatmaktadır. Günümüzde dahi faydalandığımız oyunlardan hele ki o dönemde birden kopması beklenemez. Nitekim kopmamış ve batı tiyatrosu ile geleneksel Türk tiyatrosunun sıkı sıkıya bağlı kalındığı bir piyes çıkmış ortaya.

Geleneksel Türk tiyatrosunun yansımalarını bolca  görürken batı unsurları da karakterler üzerinden verilmiştir. Özeliikle piyesin yazıldığı Tanzimat dönemi romanlarında kahramanların "bey" ve "efendi" şeklinde hitaplarının ayrışması bunun bir göstergesidir. Recaizade Mahmut Ekrem'in en bilinen romanı Felatun Bey ile Rakım Efendi  buna çok güzel bir örnektir.

Son olarak Tanzimat romanında da birçok örneğini gördüğümüz isim sembolizasyonuna bu eserde de rastlarız. Müştak (özleyen), sevgilisine kavuşmak ister; Hikmet (bilgili, hikmet sahibi, sorunları özen); Kumru (sevilen kadın); Sakine ( sakin mizaçlı); Ebullaklaka (çok konuşan). İsimler oyundaki tiplere uygundur ve burada özellikle Müştak Bey Karagöz'ü, Hikmet Efendi de Hacivat'ı temsil etmektedir. Ancak bu oyuna bütünüyle baktığımızda Karagöz oyunlarındaki kalabalıklığı göremeğimiz için Orta Oyunu'na daha fazla benzediğini ifade edebiliriz.

Bu Gönderiler İlginizi Çekebilir!

Abbas SAYAR- Yılkı Atı

Hesaptan düşülmüş, defterden silinmiş roman kahramanı Doru Kısrak'ın yılkıya bırakılma öyküsü ve Orta Anadolu'nun ağır kış doğasında yaşama mücadelesi.


Fantastik Edebiyatımızın Kraliçesi ile Hollywood'un Dahi Çocuğu

Fantastik romanı sadece batılılar yazmıştır dediler yıllarca. Bunun da örneklerini gördük ve okuduk. Peki bizde yok muydu bunun örneği? Vardı elbet. Hem de rastlantısal olarak bir film ile aynı düşünceyi paylaşıyorlardı.

Bu yazıya tepkin ne oldu ?

like
2
dislike
0
love
1
funny
0
angry
0
sad
0
wow
1