Büyüyemez Ölü Çocuklar... Erdal EREN

"Büyüklerin bunca uzun yaşadığı bir ülkede, bir onur dersi midir çocukların ölümü? " Şükrü Erbaş

Büyüyemez Ölü Çocuklar... Erdal EREN

13 Aralık 1980’de idam edilen Erdal Eren’in kısa yaşamı Giresun’a bağlı Şebinkarahisar’da öğretmen bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelmesiyle başladı. Erdal ilk kez Şebinkarahisar Halkevinde siyasete ilgi duydu ve devrimci mücadeleye atıldı. Ailesi kısa bir süre sonra Ankara’ya taşındıktan sonra, Ankara Yapı Meslek Lisesi’nde Halkın Kurtuluşu örgütüne sempati duymaya ve Yurtsever Devrimci Gençlik Derneği’ne gidip gelmeye başladı. Bir süre sonra da TDKP’nin gençlik örgütü olan Genç Komünistler Birliği’ne katıldı, GKB’nin lise çalışmasında da ön saflarda yer aldı.

Ankara, 1 Şubat 1980...

Yurtsever Devrimci Gençlik Derneği üyesi ve ODTÜ öğrencisi Sinan Suner arkadaşlarıyla birlikte, Sovyet Rusya’nın Afganistan’ı işgalini protesto etmek için Yukarı Ayrancı semtinde afişleme yapıyordu.

Milliyetçi Cephe koalisyon hükümetinde MHP’den Sağlık Bakanı Cengiz Gökçek’in koruması MHP’li Süleyman Ezendemir oradan geçiyordu, tabancasını ateşleyerek, ODTÜ öğrencisi Sinan Suner’i öldürdü.

Sinan Suner’i öldüren Süleyman Ezendemir, gözaltına alınmadığı gibi yargılanmadı bile...

2 Şubat 1980 yılında  Sinan Suner’in öldürüldüğü yerde grup Yurtsever Devrimci Gençlik Derneği üyesi gençler toplanır. Amaçları arkadaşlarının öldürülmesini protesto etmektir. Sinan Suner'in ölümünü protesto etmek için toplanan 2 bin kişi arasında Erdal da vardır. Gösterinin sonuna doğru silahlı bir inzibat timiyle göstericiler arasında çıkan çatışmada bir el silah sesi duyulur. Piyade Er Zekeriya Önge sırtından vurulur ve ölür. Aralarında Erdal Eren’inde olduğu 24 genci gözaltına alırlar. Erdal’ın yanında silah olduğu için cinayet onun üstüne kalır. Oysa otopsi raporunda da askerin Erdal’ın bulunduğu tarafa koşarken sırtından vurulduğu belirlenmiştir. Ankara Merkez Komutanlığı’na götürülen Erdal şiddetli işkenceden geçirilir. Daha sonra, "Orada gördüklerimi Emniyet’te bile görmedim” diyecektir. Sonra Mamak Askeri Hapishanesi’nde bir hücreye konulur ve İdamla yargılanmaktadır.

Erdal, duruşmada, “Benim hakkımda peşin bir yargılama yapıldığı son derece açıktır. Nitekim benimle ilgili olayın ertesinde Genelkurmay Başkanı’nın ‘Çoktandır idam olmuyor, bazı kişilerin idam edilmesi gerek’ şeklinde demeç vermesi benimle ilgili idam kararıdır. Ve size de bu konuda ulaştırılan emirlerin açıkça dışa vurulmasıdır” der. Söz konusu Genelkurmay Başkanı, Kenan Evren’dir. Bir gazeteciyle yaptığı söyleşide, “Parlamentodan şimdiye kadar bir tek idam çıkmadı ki.. Davalar yavaş gidiyor, görevliler korkuyor, parlamento gecikiyor” demiştir.

Askeri Erdal’ın öldürdüğü iddiası çok zayıftır, deliller yetersizdir. En önemlisi, Erdal, suç işlendiği tarihte henüz 17 yaşındadır. Erdal doğduğunda babası 1962 yılının Mart ayında doğmuş olan oğlunu okula erken gidebilmesi için 6 ay büyük yazdırmış. Nereden bilsin, olacakları.

Yargıtay ‘yeterli delil olmadığı’ gerekçesiyle iki kere üst üste bozar. Sonunda 20 Kasım günü toplanan Askeri Yargıtay Genel Kurulu, Yargıtay'ın  ısrar kararını kaldırarak Sıkıyönetim Mahkemesi’nin Erdal’ın idamına ilişkin kararını onar. Bir tatbikat sırasında kendisine Erdal’ın idamı hakkında soru sorulduğunda Kenan Evren, şanlı tarihimize yazılan o ünlü cümleyi sarf edecektir: “Asmayalım da besleyelim mi?” Mahkeme Erdal’ı öldürülecek kadar yetişkin bulmuştur bir kere. Erdal’ın dış görünümü ve tahsil durumuna bakarak yaş durumunun tespitine ilişkin talebi reddeder. (kemik yaşı hesaplanmasını)

19 Mart 1980 tarihinde Erdal Eren idama mahkum edilir Güvenlik konseyi tarafından onaylanan karar, dünya çapında yürütülen “idamı engelleyelim-erdal eren idam edilemez” kampanyasına rağmen  13 Aralık 1980’de Ankara Merkez Cezaevi’nde infaz edilir.

Aradan yıllar ve yıllar geçti… Cinayetin gerçekleştiği sokakta oturan ve olayın gerçekleştiği mahalde herhangi bir araştırma yapılmadığından, tanıklıkları dinlenmeyen olay mahallindeki iki “görgü tanığı” vatandaş, yıllar ve yıllar sonra bir TV programında konuştular:

"Erdal Eren sokağın öbür ucunda ve askerleri karşıdan, cepheden gören bir yerdeydi. Er Zekeriya ise, sırtından ve yakın mesafeden vurulduğuna göre cinayetin Erdal Eren ile ilgisi olamazdı."

Yıllar sonra… Giresun Valiliğinin resmi internet sitesinin “Şehitlerimiz” bölümünde Zekeriya Önge’nin “silah kazası sonucu” öldüğü duyuruldu!

Erdal Eren’in idam kararını iki kez bozan o Yargıtay 3. Dairesi hakimlerinden, emekli Albay Ahmet Turan, 28 yıl sonra anlattıkları:

"Erdal’ın Zekeriya’yı öldürdüğüne dair vicdani kanaatim yoktu. İdam kararını bozduk, sıkıyönetim mahkemesine geri gönderdik, tekrar idama mahkum ettiler, tekrar bozduk, tekrar idama mahkum ettiler, onamadık, dosya Daireler Kurulu’na gitti, onadılar. Zekeriya’dan çıkan mermi çekirdeği ile Erdal’ın tabancasının mermileri mukayese edilmedi. Erdal’ın yaşı 18 değildi. Çocuk her duruşmada ‘Ölümüne sebep olmuşsam, bundan büyük üzüntü duyuyorum’ dedi, hafifletici sebep dikkate alınmadı. Haksız yere idam edildi.  Yaş haddime 8 sene vardı, erken emeklilik istedim. Emirle hakimlik olmaz. Atatürk’ün okullarında yetişmiş bir hukukçu olarak, kabul edemezdim."

Eren’i idamından on altı saat önce ziyaret eden Gazeteci Savaş Ay, Eren’in son fotoğraflarını çekti. Ve o fotoğraflar bir Sezen Aksu şarkısına, ‘Son Bakış’a ilham oldu.

Savaş Ay, ‘Son Bakış’ın hikayesini şöyle anlatıyor:
Erdal Eren’i son anlarında çektiğim o fotoğrafları, milyonlarca kişi gibi Sezen Aksu da görmüş ve çok etkilenmiş. Anlatırken, “Öylesine masum, öylesine ölümden uzak, öylesine genç ki… Hikayesini de okudum. Ama beni esas vuran o ‘son bakış’ fotoğrafıydı Savaş. Aysel Gürel’e gösterdim o fotoğrafı. Birlikte bir şeyler yazdık. Onno’ya verdik besteledi (Tunç). Şarkıdan çok ağıta benzedi. Yürekten kopup gelen, saf, duru, sahici…” dedi

ERDAL EREN’DEN SON MEKTUP
Sevgili annem, babam ve kardeşlerim;
Sizlere bugüne kadar pek sağlıklı mektup yazamadım. Ayrıca konuşma olanağımız ve görüşmemizde olmadı. Zaten dışarıdayken de birbirimizi anlayacak şekilde konuşamadık. (Bu konuda sizlere karşı büyük oranda hatalı davrandım. Ancak bunu size karşı saygı duymadığım, bu nedenle böyle davrandığım şeklinde yorumlamamanızı dilerim) Bu nedenle sizlere anlatacağım, konuşacağım çok şey var.
Ancak olanak yok. Düşüncelerimi bu mektupla anlatmaya çalışacağım. Şu anda ne durumda olacağınızı tahmin ediyorum. Ama çok açıklıkla söylüyorum ki benim moralim çok iyi ve ölümden de korkum yok. Çok büyük bir ihtimalle bu işin ölümle sonuçlanacağını çok iyi biliyorum. Buna rağmen korkuya, yılgınlığa, karamsarlığa kapılmıyorum ve devrimci olduğum, mücadeleye katıldığım için onur duyuyorum. Böyle düşünmem, böyle davranmam,halka ve devrime olan inancımdan gelmektedir. Ölümden korkmadığımı söylemem, yaşamak istemediğim, yaşamaktan bıktığım şeklinde anlaşılmamalı. Elbette ki hayatta olmayı ve mücadele etmeyi arzularım. Ancak karşıma ölüm çıkmışsa, bundan korkmamam, cesaretle karşılamam gerekir. Biliyorsunuz ki bu ceza işlediğim iddia edilen suçtan verilmedi. Asıl amaçlanan böyle bir olayla gözdağı vermek ve mücadeleyi engellemek hedefine dayalıdır. Bu nedenle sizinde bildiğiniz gibi, kendi hukuk kurallarını çiğneyerek bu cezayı verdiler.
Cezaevinde yapılan (Neler olduğunu ayrıntılı bir biçimde öğrenirsiniz sanırım) insanlık dışı zulüm altında inletildik. O kadar aşağılık, o kadar canice şeyler gördüm ki, bugünlerde yaşamak bir işkence haline geldi. İşte bu durumda Ölüm korkulacak bir şey değil, şiddetle arzulanan bir olay, bir kurtuluş haline geldi. Böyle bir durumda insanın intihar ederek yaşamına son vermesi içten bile değildir. Ancak ben bu durumda irademi kullanarak, ne pahasına olursa olsun yaşamımı sürdürdüm. Hem de ileride bir gün öldürüleceğimi bile bile. Sizlere bunları anlatmamın nedeni yaşamaktan bıktığım yada meselenin önemini, ciddiyetini kavramadığım gibi yanlış bir düşünceye kapılmamanız içindir. Bütün bu yapılanlar,başımdan geçenler, kinimi binlerce kez daha arttırdı ve mücadele azmimi körükledi. Halka ve devrime olan inancımı yok edemedi. Mücadeleyi sonuna kadar, en iyi bir şekilde yürütmek ve yükseltmekten başka amacım yoktur.
Mesele benim açımdan kısaca böyle. Ancak sizin açınızdan daha farklı, daha zor olduğunu biliyorum.
Anne, baba ve evlat arasındaki sevgi çok güçlüdür, kolay kolay kaybolmaz. Ve evlat acısının da sizin için ne derece etkili olacağını biliyorum. Ama ne kadar zor da olsa bu tür duygusal yönleri bir kenara bırakmanızı istiyorum. Şunu bilmenizi ve kabul etmenizi isterim ki, sizin binlerce evladınız var. Bunlardan daha niceleri katledilecek, yaşamlarını yitirecek, ama yok olmayacaklar. Mücadele devam edecek ve onlar mücadele alanlarında yaşayacaklar.
Sizlerden istediğim bunu böyle bilmeniz, daha iyi kavramaya çaba göstermenizdir. Zavallı ve çaresiz biriymiş gibi ardımdan ağlamanız beni yaralar. Bu konuda ne kadar güçlü, ne kadar cesur olursanız, beni o kadar mutlu edersiniz.
Hepinize özgür ve mutlu yaşam dilerim.
Devrimci selamlar
Oğlunuz Erdal

Bu yazıya tepkin ne oldu ?

like
1
dislike
0
love
0
funny
0
angry
1
sad
3
wow
0