Mahsun Gözlü Prenses Süreyya ve Hüzünlü Hikayesi

İsfendiyari Bahtiyari Prenses Süreyya’nın hayatı; muazzam güzelliği, genç yaştaki evliliği sonrasında yaşadığı kraliyet ihaneti ve Paris'te bir çatı katında yalnız başına ölümüyle bir filmden farksızdı. Aslında ona mahsun gözlü prenses demekte çok haklılardı.

Mahsun Gözlü Prenses Süreyya ve Hüzünlü Hikayesi

Prenses Süreyya’nın kaderi en başından beri kraliyet için yazılmıştı

İranlı asilzade Halil İsfendiyari ve Moskava doğumlu Alman eşi Eva Karl’ın tek kızı olan Süreyya lüks içinde büyüdü. Ergenlik dönemini Berlin ve İsfahan arasında gidip gelerek geçirirken en iyi okullarda okudu ve bitirdi.

Süreyya’nın güzelliği daha o zamanlardan dilden dile dolanıyordu. Fakat onu bu kadar çekici kılan tek şey bu değildi. Süreyya’nın narin ve kadınsı güzelliğinin altında bir de buna hiç uymayan bir tavrı vardı. Kim olursa olsun lafını esirgemeyen hatta bazen kabaya bile kaçabilen bir tavır. İlerde bu açık sözlülüğü ise başını çok derde sokacaktı.

Bu sıralarda İran Şah'ı Muhammed Rıza Pehlevi’nin annesi İran kraliçesi Tacülmüluk oğluna yeni bir gelin arayışındaydı. Çünkü ilk gelini Mısırlı Prenses Fevziye Şah’a Şehnaz adında bir kız evlat doğurmuş, erkek varis bekleyen Şah'ı ve ailesini hayal kırıklığına uğratmıştı.

Bir fotoğraf Prenses’in hayatını değiştirdi

Bu arayış Şah’ın annesi’nin Süreyya’nın fotoğrafını görmesiyle sona ermişti. Süreyya’nın muazzam güzelliği kraliçeyi etkiledi. Ve kızı Prenses Şems’i bir an önce Prenses Süreyya’yı araştırması için görevlendirdi. Sonunda Prenses Şems ile Prenses Süreyya Londra’da buluştu ve Şah’ın kız kardeşi Süreyya’yı gördüğünde aklında hiçbir soru işareti yoktu. Süreyya ona göre şah için ‘’ender bulunan bir inci’’ gibiydi. Ailesine hemen İran’ın yeni kraliçesini bulduklarını bildirdi. Sonra Süreyya’ya şok edici bir teklif geldi.

Kraliyet yemeğine katıldı

Kraliyet ailesi Süreyya’yı hemen Tahran’daki Saraylarına davet etti. Bu ne kadar ufak bir tanışma gibi gözükse de bunun gerçekte ne demek olduğunu Süreyya dahil herkes biliyordu. Bu kraliyete girmek için atılan ilk adımdı. Süreyya yaşı daha küçük olsa da bir gecede hayatı değişecek ve kaderine bir adım daha yaklaşacaktı.

Şah ise Süreyya’yı gördüğünde tam anlamıyla vurulmuştu. Süreyya’nın güzelliği öylesine büyüleyiciydi ki bir an önce Süreyya’yı kraliçesi yapmak için can atıyordu.

Bir gecede nişan yapıldı

Süreyya da Şaha karşı kesinlikle boş değildi Şah’ın ki gibi bir aşk olmasa bile o da Şah’tan fazlasıyla etkilenmişti. Ertesi gün Şah’ın babası Süreyya’ya, beklediği soruyu sordu? ‘’ Şah seni çok sevdi, onunla evlenmeye hazır mısın ?’’ Süreyya ise ‘’evet’’ deyip parmağına muhteşem bir elmas yüzük takarken bunun hayatının en büyük pişmanlığı olacağını daha bilmiyordu.

Düğün hazırlıklarına hemen başlansa da belki de bu düğünün olmaması için kader alametlerini Süreyya’ya gösteriyordu. Çünkü düğünden hemen önce Süreyya tifoya yakalanıp haftalarca yatak döşek yatmak zorunda kalacaktı. Söylenenlere göre Şah ise Süreyya’yı mutlu etmek için her gün bir mücevher götürüp yastığının altına koyuyordu.

Düğün günü Süreyya için gizli bir kabustu

Nihayetinde Şah daha fazla bekleyemedi. Düğün tarihi sadece 6 hafta sonrasına, 12 Şubat 1951’ne belirlendi. Çok erken bir evlilikti ve Süreyya o zamanlar bilmese de bunun bedelini ağır ödeyecekti. Düğün sabahı Süreyya o kadar güçsüzdü ki güçlükle ayakta durabildi ve o kadar soğuktu ki gelin odasında titredi. Bu ise maalesef Şah’ı durdurmak için yeterli bir sebep değildi.

Prenses Süreyya’nın gelinliğinin ise başka bir hikayesi vardı

Süreyya’nın gelinliği Moda tarihinin ikonik bir parçası oldu. Christian Dior tarafından tasarlanan gelinlik, yirmi metrelik beyaz ipek, altın işlemeler, marubu tüyleri ve stras’la süslenmişti. Süreyya o kadar zayıftı ve o kadar üşüyordu ki gelinliğinin altında titredi; titremesini önlemek için elbisesinin altına yün bir yelek ve çorap giymesi gerekti. Ve hepsi bu değildi.

Süreyya’nın gelinliği o kadar ağırdı ki 33 kiloyu bile geçmişti, gelin bu ağırlığın altında neredeyse çökecekti. Törenden birkaç dakika önce, Şah ve yardımcılarından biri, Süreyya'nın yükünün bir kısmını hafifletmek için gelinliğin kuyruğunun sekiz metresini kesti. Rahatlamış yeni İran Kraliçesi, dini töreni takip eden resepsiyon sırasında bu sayede ancak ayakta kalabildi.

Evliliğin ilk ayları cennet gibiydi

Bir saraya pek benzemeyen büyük beyaz bir villada yaşayan Şah ve eşi, masalsı bir aşk yaşarken kraliyet ailesi ve genel olarak ülke ise artık tek bir şeyi bekliyordu: bir varisin doğumu. Ancak çocuk gelmedi ve Şah tüm korkusuna rağmen, Süreyya'dan tıbbi kontrol için Amerika'ya gitmesini istedi.

Kalp kırıcı bir teşhis aldı

Süreyya'nın New York'ta gördüğü ilk doktorun iyi bir haberi vardı: Son iki yılın stresinin doğal olarak hamile kalmasını zorlaştırdığını, ancak onda bir sorun olmadığını iddia etmişti. Yine de Boston'daki ikinci doktoru bu umutları yıktı. Ona göre, İran Kraliçesi kısırdı ve asla bir varis doğuramazdı.

İşte bu noktadan sonra Süreyya ve Şah birbirilerine inanılmaz kırıcı davranmaya başlamışlardı. Büyük aşıkların öfkesi de fazlasıyla büyüktü.

Kraliyet ailesinde büyük kayıp

1954'e gelindiğinde, Süreyya ve Şah, aşklarının son kırıntılarını ellerinde tutmaya çalışırken, bir çöküşe doğru ilerliyorlardı. O Ekim, bir yıkımla daha karşılaştılar. Ayın 26'sında, Şah'ın tek öz erkek kardeşi bir uçak kazasında öldü. Artık Şah'ın bir varise sahip olmaktan başka şansı kalmamıştı.

Süreyya'nın ona asla çocuk veremeyeceğini bilen Şah, büyük meseleleri için rahatsız edici bir çözüm buldu: İkinci bir eş almayı önerdi. Kıskanç, öfkeli Kraliçe Süreyya, Şah'ın parlak planını duyduğunda öfkeden deliye döndü ve açıkça bu teklifi reddetti.

Evliliğini ve İran'ın tek kraliçesi konumunu korumak için çaresiz kalan Süreyya, kocasına ülkesinin tüm anayasasını değiştirmesi için yalvardı. Ona göre, Şah, üvey kardeşlerinden birinin kendisinden sonra hüküm sürmesine izin verecek şekilde belgede değişiklik yaparsa her şey düzeltilebilirdi. Ne yazık ki, bu Süreyya için yeni bir kalp kırıklığı daha olacaktı.

Şah Süreyya’ya büyük bir yalan söyledi

Şah, Süreyya'ya anayasayı tamamen değiştirmeyeceğini söylemek yerine büyük bir yalan söyledi. Bunu dikkate alacağını söyledi ama önce "Bilge Adamlar Konseyi" nin onaylaması gerekecekti. Mesele şu ki: Böyle bir konsey yoktu. Şah, Süreyya'ya hayır demek istemedi, bu yüzden uydurma bir komite üretti ve tabi ki teklif komiteden geçmedi.

Bu sırada Süreyya, kendisini büyük hevesle gelin olarak alan kayınvalidesinin gerçek yüzünü gördü. Düpedüz gaddardı. Süreyya’nın statüsünü kıskanan Ana Kraliçe ve kraliyet prensesleri, kendisi ve "kısır" rahmi hakkında sarayda aktif olarak dedikodu yaydı ama sonra Süreyya'nın kayınvalidesi, zulmünü bir sonraki seviyeye taşıdı.

Süreyya'nın İran'a bir varis vereceğine dair hala yetersiz bir umut varken, kayınvalidesi Süreyya’ ya gelip ‘’Oğluma ne zaman bir erkek çocuk vereceksin’’ diyerek çıkıştı ve baskılarıysa günden güne arttı.

O andan itibaren Süreyya’ nın evliliği bitmeye mahkum oldu. Genç çifte ailevi ve siyasi baskı arttı ve evliliklerinin feshi 14 Mart 1958'de usulüne uygun olarak ilan edildi.

Boşanmasıyla beraber Süreyya İsviçreye sürgün edildi ama bu yalnızca çok sevdiği ülkesini değil, aynı zamanda aşık olduğu adamı da terk etmesi anlamına geliyordu. 26 yaşında, yeni bir ülkede tek başına yeni bir hayata başlamak zorunda kaldı. Ancak Şah onu destekledi ve rahat bir yaşam sürmesini sağladı. Çünkü Süreyya Şah’ın hayatında gerçekten aşık olduğu tek kadındı.

Süreyya artık bir Hollywood Yıldızı’ydı

İran Kraliçesi olarak görev süresini trajediyle bitirdikten sonra Süreyya, bir film yıldızı olarak garip bir ikinci yaşama kavuştu. Hollywood onu her zaman büyülemişti ve efsanevi güzelliğiyle The Three Faces gibi klasiklerde rol aldı. Ama Hollywood şöhretiyle birlikte dramasını da getirecekti.

The Three Faces'ı çekerken, Süreyya pek çok sıradan ünlünün izinden gitti ve yönetmenlerinden biri olan İtalyan dinamo Franco Indovina ile ateşli bir ilişkiye başladı. Sadece büyük bir sorun vardı. Indovina "hayatının ikinci aşkı" olmasına rağmen, aynı zamanda evliydi. Ve drama orada da bitmedi.

Süreyya neredeyse bir ömürlük acı çekmişti, ancak kaderin sürprizleri henüz bitmemişti. O yıl, yasadışı sevgilisi Indovina bir uçak kazasında öldü ve Süreyya ikinci kez hayatının aşkını kaybetti. Ciddi şekilde depresyona girdi ve hayatının geri kalanını sessizce yaşamak niyetiyle Paris yüksek sosyetesine çekildi.

Prenses Süreyya’nın hüzünlü hayatı Paris’te sona erdi

İran'ın eski kraliçesi 69 yaşında Paris'te çatı katındaki dairesinde hayata gözlerini yumdu. Hayat hikayesi ise birçok insanı etkiledi. Fransız şarkı yazarı Francoise Mallet-Jorris “Je veux pleurer comme Soraya” (Soraya Gibi Ağlamak İstiyorum) şarkısını yazdı. Prensesin hayatıyla ilgili bir İtalyan / Alman televizyon filmi olan Soraya (Sad Prenses), 2003 yılında yayınlandı.

Prenses Süreyya hayatıyla hala kraliyet tarihinin en üzücü ve en güzel figürlerinden biri olmaya devam ediyor.

Bu yazıya tepkin ne oldu ?

like
4
dislike
0
love
1
funny
1
angry
0
sad
1
wow
2