Suikastin Atası Hasan Sabbah ve Fedaileri Hakkında Az Bilinen Gerçekler

11. ve 12. Yüzyılda yaşamış, Büyük Selçuklu Devletinin yıkılmasında en önemli etkenlerden biri olan Hasan Sabbah'ın kurduğu İsmaili Tarikatı ve fedaileri hakkında herkes doğru ya da yanlış bir şeyler biliyordur. bu yazıda doğru sanılan yanlış bilgileri düzeltmek ve bilinmeyenlere değinmek istedik.

Suikastin Atası Hasan Sabbah ve Fedaileri Hakkında Az Bilinen Gerçekler

1. Neden "Haşhaşi" deniyor?

“Haşhaşi” kelimesinin anlamı 19.yy‘a kadar tartışma konusu olmuştur. Silvestre de Sacy’in 19 Mayıs 1809 tarihinde yayınladığı Institut de France bildirisinde, ilk kez Haçlı Seferleri’nde kullanılan “suikastçı, kiralık katil” anlamına gelen “assasini, assissini, heyssisini” kelimelerinin Arapça kökeninin “haşhaş” olduğunu dile getirmiştir.

Stacy, tarikatın, Arapça’da “kuru ot” ve “hayvan yemi” anlamına gelen, fakat zamanla uyuşturucu etkisi olan hint keneviriyle özdeşleşmiş olan “haşhaş” alışkanlığı olduğundan değil; haşhaşın farklı amaçlarla (cennet vaadi gibi) kullanıldığı için tarikatın bu ismi aldığını düşündüğünü söylemiştir. Bazı kaynaklar, aslında Haşhaşi tarikatı olarak bilinen tarikatın müritlerine “bekçiler, sır bekçileri” anlamına gelen “Fedayin” de denildiğini söylüyor.

Alamut'tan günümüze ulaşan metinlere göre Hasan müritlerine dinin esaslarına bağlı kalanlar manasında, "esasiyim" demekten hoşlanırdı ve yabancı seyyahların yanlış anladıkları bu terim "haşhaş", afyon kuşkularının ortaya çıkmasına neden oldu. Haşhaşi ya da haşişi görevini üstlenmiş olan kişilere “dai” denir. Bu, İsmaililer’de büyük fedakârlıklar yapan fedailerin ulaşabilecekleri rütbedir. Dailer, fedaileri eğitmekle görevlidirler. 

2. Hasan Sabbah, Ömer Hayyam ve Nizam’ül-Mülk sınıf arkadaşımıydı?

Rivayete göre, Bu üç arkadaş aralarındaki bir antlaşmaya göre; hangisi iyi bir mevkiye gelirse, diğerleri ona yardım edeceklerdir. Nizam’ül Mülk sarayda vezir olmuş ve Hasan Sabbah’ı da yanına almıştır. Fakat Hasan Sabbah’ın gözü yükseklerdedir. Zekâsı ve çalışmalarıyla Hasan Sabbah’ın sarayda dikkat çekmesi, Nizam’ül-Mülk’ü ayağının kayacağı konusunda telaşa düşürmüş ve Hasan Sabbah’a türlü oyunlar düzenlemiş ve Hasan Sabbah da bunun üzerine saraydan kovulmuştur. Mısır’a kaçtığı sırada haşhaşın etkilerini öğrenmiş ve oradan Suriye’ye geçmiştir.

Bu ve buna benzer hikayeler rivayetten öteye gidemeyen asılsız iddialardır. Çünkü birçok tarihçiye göre Nizam’ül-Mülk ile Hasan Sabbah ve Ömer Hayyam arasında 30-40 yaş fark görülmektedir.

3. Tapınak Şövalyelerinin idolü

Alamut’a gelerek, burada Hasan Sabbah’ın kurduğu sistemi gözleriyle gören şövalyeler, ilk ağızdan duydukları bilgileri kendi organizasyonlarına uyguladılar. İsmaililik’i derinlemesine incelemeye başlayan ve Katolik kilisesinden uzaklaşan Templiyerler, zamanla güçlü bir örgüt kurarak tüm Avrupa’ya yayıldılar. Tıpkı İsmailiye gibi, beyaz dışında kırmızı rengi de kendilerini tanımlamak için kullandılar.

 4. Cennet vaadi ile eğitilen fedailer.

Hasan Sabbahın fedailerine haşhaş yedirerek cennete gönderdiği ve yine cennete gitmek isteyen genç fedailerin birer Hasan Sabbah için her şeyi yaptığına ve pek çok suikasti yaptığına dair bir bilgi bilinmektedir. Avrupa kaynaklarına göre doğru kabul edilen bu bilgi Orta Çağ Arap bilginleri tarafından reddedilmiştir. Orta çağ Arap bilginleri Hasan Sabbah'ın fedailerini kandırılmış ve uyuşturulmuş gençler olarak değil oldukça bilinçli ve aklı başında ölüm maineleri olarak tanımlamışlardır. 

Kendi oğullarını bile dinin gereklerine uymadıkları için idam ettiren, Alamut kalesine hiçbir şekilde şarap girmesine izin vermeyen bir tarikat liderinin haşhaş kullandiği iddiası ister istemez akılları Arap bilginlerine yaklaştırıyor.

5. Alamut Kalesi

Hasan Sabbah, İslam’ı zorla kabul etmeyen, toprakları zor fethedilen, savaşçı ve eski gelenekleri sürdüren yerli bir halkın kontrolünde olan Deylem bölgesine yerleşmiş; burada müritler toplamıştır. Selçuklularla mücadele ederken rahat edebileceği, ulaşılmaz bir yer aramış ve Elbruz Dağları’ndaki Alamut Kalesi’nde karar kılmıştır. Bilinenin aksine kaleyi savaşarak ve kan dökerek değil zekice bir planla ele geçirmiştir. 

Kale, daha önce Selçuklular’dan burayı almış olan Zeydiler’den Mehdi’nin elindedir. Hasan Sabbah bölge halkını ve Alamut’ta yaşayanları kendi cephesine doğru çekmeye başladıktan sonra, 4 Eylül 1090 tarihinde gizlice kaleyi almıştır. Bazı İranlı tarihçilere göre; Mehdi’ye 3.000 dinar altın değerinde bir senet verdiği de söylenmektedir. Bir başka rivayete göre de şöyledir: Alamut Kalesi’nin kumandanına bir dananın derisinin çevreleyeceği yer kadar toprak karşılığında 2.000 altın vadetmiştir. Kumandan teklifi oldukça makul bulup kabul etmiştir. Bunun üzerine Hasan Sabbah dananın derisini santim santim kesip kalenin dar geçişini kapamış, “Kale benimdir .” demiştir.

6. Fedalerin işlediği cinayetler ve intihar.

Hasan Sabbah'ın fedailerinin gözü kara gençler olmaları dışında bir diğer özellikleri ise yalnızla hançer ile cinayet işlemeleridir.  Fedailer kurbanlarını özellikle halk içerisinde, herkesin görebileceği yerde, boyunlarına zehirli hançer saplayarak öldürürlerdi. Ayrıca yakalanan hiçbir fedai olmamıştır; çünkü yakalanan kimse, hançeri önce karşısındakine, sonra kendine saplardı. Bazı araştırmacılara göre ise; Fedailerin kurbanlarını öldürdükten sonra halkın kendilerini linç etmesine izin verdikleri ve bunu dinin gereği olarak yaptıkları yönündedir. Ayrıca bu suikast sonrası intihar olayını ise bugünün intihar bombacılarının temeli saymışlardır.

7.Hasan Sabbah'ın kurduğu devlet

Hasan sabbah zekice ve kan dökmeden aldığı alamut kalesi merkezli, Fatimi halifesine bağlı bir devlet kurmuştur. Kurduğu devlet Nizari İsmaili Devletidir. Bu devletin düzenli bir ordusunun olmaması sebebiyle görüşler kaynaklara göre fedailerin; aslında suikastçi değil, devletini korumak için mucadele veren milis güç olduğu yönündedir. Nizari İsmaili Devleti, Büyük Selçuklu Devletinde taht kavgalarının olduğu dönemde oldukça güçlenmiştir. Büyük Selçuklu Devleti bu gücü tehlike olarak gördüğü için deyim yerindeyse bir cadı avı başlatmıştır ve nizarilikle suçlanan herkesi idam ettirmiştir. Ancak bu çözüm olmamış toplumda daha çok ayrılıklara neden olmuştur. Çünkü bu dönemde insanlar sevmedikleri insanları nizari diyerek suçlamaya başlamıştır. Toplumda ki bu ayrılık öncelikle 1157 yılında Büyük Selçuklu Devletinin yıkılmasına neden olmuştur. Nizari İsmaili Devleti ise Moğol soyundan gelen  İlhanlı hükümdarı Hülagü han tarafından  1256 da yıkılmıştır.

8. Herkesin doğru bildiği en büyük yanlış

Haşhaşiler” dendiğinde akla ilk gelen “cennet vaadi” olur. Bir çok cemaat ya da tarikat, üyelerini “bizimle olursan, öldükten sonra cennete gideceksin” vaatleriyle yoğursa da, rivayetlere göre Haşhaşiler’de bu durum “dünyada” da gerçekleşmiş durumda.

Şöyle ki; fedailer haşhaşla mayıştırılıyor. Daha sonra upuzun taş bir yolda (yolun her iki tarafı sütle basılmış ve kurutulmuş haşhaş tütsüleri ile bezenmiş bir hâlde) ilerliyorlar. Bu yolculuk sayesinde, hem psikolojik hem nörolojik açıdan birazdan göreceklerine hazırlanıyorlar. Gözlerini açtıklarında kendilerini, her çeşit güzel kızların, rengârenk çiçeklerin, dünyanın dört bir yanından getirilmiş hayvanların ve mis gibi kokuların olduğu bir yerde açıyorlar. Burayı “cennet” sanıyorlar. Tekrar haşhaşla uyutularak odalarına götürülüyorlar. Ve tekrar o ”cennet”e gidebilmek için Hasan Sabbah ne derse, ne isterse yapmaya hazır oluyorlar. Fakat o cennet, aslında çok yakınlarında, sadece Alamut’un arka bahçesindedir!

Bu hikaye aslında bir efsaneden başka birşey değildir. bizle bu bu asılsız hikayeye Marco Polo'nun seyahatnamesinden öğrendik. Aslında Avrupa bu seyahatnameden öğrendi. Hasan Sabbah 11. ve 12. yuzyıllarda yasamış olsa da Avrupa'daki tanınma hikayesi 13. yüzyılın sonlarına denk gelir. Marko Polo'nun Seyahatnamesi'nde uzun uzadıya tasvir ettiği bu cennet imgesini seyyah gerçekten görmüş müdür yoksa haçlı seferlerine katılanlardan duyduğu kadar mı yorumlamıstır bilemeyiz. Ancak ALAMUT'TA YAPILAN ARKEOLOJİK KAZILARDA BÖYLE BİR CENNET BAHÇESİNİN HİÇBİR İZİNE RASTLANMAMIŞTIR. Bu durum aslında bizlere daha yakın coğrafyaların tarihini bile Avrupadan turlayarak öğrendiğimizi gösteriyor.

Bonus: Konuyla ilgili güzel bir video bırakıyorum. 

Bu yazıya tepkin ne oldu ?

like
2
dislike
0
love
2
funny
0
angry
0
sad
0
wow
3